Yorum: Bildirge (The Declaration, #1)


Yazarı: Gemma Malley
Yayınevi: Delidolu Kitaplar
Sayfa: 256
Baskı Yılı: 2013

  Öncelikle belirtmeliyim ki, bu kitabın devamı olduğunu okuduktan çok sonra öğrendim, en kısa zamanda okuyup onunla ilgili de bir yorum yazacağım!
Kitabın konusundan biraz bahsedelim. Öncelikle bu harika kitabın şöyle bir arka kapak yazısı var;


Benim adım Anna ve burada olmamalıyım. 
Var olmamalıyım. 
Ama varım.
 Burada olmam benim hatam değil. 
Doğmayı ben istemedim. 
Ama bunun, içinde bulunduğum duruma hiçbir yararı yok. 
Neyse ki beni erkenden yakaladılar; böylesi daha iyi... 
En azından Bayan Pincent öyle söylüyor. 

Kitabın arka kapağı böylesine gizemli ve merak uyandırıcı olunca, ister istemez büyük bir hevesle başlıyor insan.
Çok özel bir arkadaşımın tavsiyesiyle başladım ben de. Kitap ütopik ve gelecekte geçiyor. Bir çeşit kara ütopya, ama kesinikle hakkını vermiş yazar kitabın. Başlangıçta biraz klişe gelse de sonraları gerek anlatım kalitesi, gerek olay örgüsü ile beni kendine bağlamayı kesinlikle başardı kitap. Ana karakter Anna, görüp görebileceğiniz en silik kitap karakteri sanırım. Çünkü öyle olmak üzere yetiştirilmiş. Varlığını bile hata olarak gören bir genç kızdan girişken olmasını bekleyemeyiz, değil mi? Esas oğlan ise onun tam tersi. Kitaba göre, insanlar ölümsüzlüğü çoktan bulmuş, bir de üzerine geliştirmişler! 22. Yüzyılda geçen kitapta başlangıçta ''Oo ölümsüzlüğü bulmuşlar, e iyiymiş.'' gibi bir düşünceye girsek de, iş biraz çığırından çıkmış sonradan fark edildiği üzere. Meğer insanlar ölümsüz olabiliyor, ama çocuk sahibi olamıyorlarmış. Çocuğu olan bireyler kendi hayatlarından vazgeçiyormuş. İlginç ve oldukça acımasız bir sistem. Popülasyonu ayakta tutmak için insanoğlu yeni nesle izin vermek yerine tüm bencilliğiyle kendi hayatını üstün tutmuş. Şaşırmıyoruz. Esas kızımız Anna'nın ailesi o doğduktan sonra ölmüş. Ve bu şekilde bir ''hata'' olarak dünyaya gelen çocukların neredeyse köle olarak kullanıldığı yetimhane benzeri bir yere yollanmış.Buraya Büyük Depo deniyor. Hikaye burada başlıyor, Anna 15 yaşına geldikten sonra buraya yeni bir çocuk geliyor ve Anna'nın tüm düzeni alt üst oluyor. Peter isimli bu genç, Anna'ya buradan kurtuluşu olduğunu söyleyerek ona bir gelecek vadediyor. Beyni yıkanmış Anna için ise bu durum karmaşadan fazlasını ifade etmiyor elbette. Ve böylece maceraları başlıyor. Kitabın kurgusu kesinlikle başarılı olmuş fakat tek eksik betimlemeydi sanırım. Sahneler kolaylıkla göz önünde canlansa da, Anna'nın 15 yaşında olduğu bilgisinden fazlasını göremiyoruz kitapta. Fiziksel özelliklerine pek yer vermemiş anlaşılan yazar. Eğer ütopik romanlar seviyorsanız, boş vaktinizde okuyabileceğiniz bir kitap.

Damla Üzüm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Instagram